Çünkü;
“Sorumsuzluk”; modern zamanların ürettiği manevi içeriğinden arındırılmış ve fosilleşmiş insan tipinin alametifarikasıdır. Sorumsuzluk insanla yaşıttır, fakat modern zamanlar insanın başka hiçbir zamanda böylesine yaygın kabul görmemiş bir yalanı söyledi: “Sorumlulukla özgürlük birbirine zıttır. Yada sorumsuzluğu aldırma, özgürleş...” Sorumluluk bilincinin en küçüğü varlığın en aşağı mertebesine karşı sorumluluk, zirvesi de varlığın zirvesi olan yaratıcıya karşı sorumluluktur. Hesap günü inancı, böylesine zirve bir sorumluluk bilincinin insanda imana dönüşmüş hâlidir.
Tüm vahiyler muhatabında, bu bilinci inşaa etmeyi amaçlar. “Akibet muttakilerindir”der Kur'an. Bunun anlamı, erinde geçinde “Nitelik galip gelecek” demektir. Çünkü takva niteliktir. Sorumsuzluğu baş tacı eden bir hayat tarzı, niteliğin yerine niceliği baş tacı eden bir hayat tarzıdır. Her zehirin bir panzehiri olur. Bu zehirin panzehiri de insanın niceliğin sultasından kurtulup niteliğinin değerine inandırmaktır. Bir gün mutlaka niteliğin galip geleceğine inandırmaktır.
Yeni bir toplumun inşaası, ancak, yeni bir bilincin inşaası ile mümkün olabilecektir. Peki, kim yapacak bunu? Modern bireyden yeni bir bilinci inşa sorumluluğunu yerine getirmesini kimse bekleyemez. Bu, yokluktan varlık yaratmasını istemek kaostan kozmos çıkarmak kadar abestir. Yeni bir bilinci inşa edecek olan muhabbet sakinleri elbette Müslüman şahsiyetler olacaktır. Şahsiyet fark edilen, silik, düz, sıradan olmayan kişi demektir. Müslüman şahsiyet öncelikle aşkınla olan ilişkisini sürdüren insandır. O Allaha kul olduğu için, dünyaya, İktidara, servete ve egemenlere karşı modern birey ile kıyaslanmayacak denli özgürdür. Müslüman şahsiyet imanı bir güven olarak görür. [M. İslamoğlu, Şafak Yazıları S.73...77]
Hemen belirtirim ki, birlikte iş yapabilme yeteneği birlikte iş yaparak kazanılır. Bu yeteneği kazanmayan şahsiyetler örgütlü toplum oluşturmada başarılı olamazlar. Birlikte iş yapmaktan söz etmek için, asgari iki şey gereklidir. İş yapmaya gönüllü insanlar ve yapılacak iş. Bu ikisinin birbiri ile buluşması sorunu çözmeye yetmemektedir. Birçok insan “iş yapma becerisine” sahip olduğu halde “birlikte iş yapma becerisine” sahip değildir. Konu sıradan bir iş yapmak değildir. Toplumsal değerlerimizle ilgili ve toplumu ilgilendiren önemli bir sorundan bahsediyoruz. Değerlerimiz derken bilinç, “ben konumumdan” “biz konumuna” geçmektir. Çünkü söz konusu olan bireysel değerler değil, biz tanımının içine giren her şahsı millet yapan toplumsal değerlerdir. Bu değerlerle ilgili bir dil tekil şahıs kipine mahkum edilemez. Çünkü bu değerler “ben”e indirgenemez. “Ben bilincinin” bir üst katmanı olan “biz bilinci” işte bu noktada önem kazanır. Biz bilinci, öncelikle doğru bir “biz” tasavvuruna yaslanmak zorundadır. Nasıl ki bireyi şahsiyet eden “ben bilinci” ise kabalıkları millet, kitleleri ümmet eden de “biz bilincidir”.
Müslümanın şahsiyet olabilmesi için gerekli olan ilk şey cemaattir. Cemaatsiz şahsiyet olmaz. Olsa da İslami harekete ciddi bir katkısı olmaz.
Şahsiyetin oluşumu için gerekli olan maddi-manevi, ilmi-irfani altyapıdan yoksun olan topluluklar cemaat olma aşamasına bile gelememişler demektir. Şahsiyetlerden müteşekkil cemaat olmadan da kadro ve kurumların oluşması mümkün değildir. [M. İslamoğlu, Şafak Yazıları S. 40-41]